B harfinin gelişimi (II)
Birkaç yazı önce B harfinin gelişiminden söz etmiştim. Bu yazıda aynı gelişimin devamını bir önceki SAKHA yazısı hakkında başlıklı yazım ile ilişkilendirerek sürdürüyorum. Bir önceki yazımda dedim ki: “UB-OZ ise ‘boynuz’ sözünün eski şeklidir. Ancak, “uçarak yükselmek” anlamını da taşır.” Demek ki Ön-Türk kültürü, uçarak yükselmek ve tanrıya gökte kavuşmak imgesini boynuz olarak simgeleştirmeyi uygun görmüştür. Nedeni de, ruhun başın tepesinden bir duman gibi yükselerek gök-tengri ile buluştuğu inancı idi. Şaman kişilerin manevi uçuşlar yapabildiklerinden söz ettim (Bkz. Oğ damgası başlıklı yazım).
UB veya BU kök sözcüğünden günümüze kadar ulaşan “buhar”, “bulut” ve “buğu” sözlerini örnek verebilirim. Yukarıdaki resimde (a) ve (b) ile gösterdiğim iki şekil Orhon abecesine ait B2 hecesidir. Yani, sözcüğün tümü içinde BE, EB, Bİ, İB, BÜ, ÜB, BÖ, ÖB olarak okunabilir. Soldaki damga bir baş üzerinde duran iki boynuzu andırmaktadır. Dikkat ederseniz hem baş hem de boynuz sözcükleri “b” sesini içeriyor. Fakat, asıl baş üzerinden ruhun yükseklere doğru uçmasını şekil (c) simgelemektedir.
Şekil (c) Orhon abecesinin B1 hecesidir. Sözcük içinde UB. BU, AB, BA, OB, BO, IB, BI olarak seslendirilebilir. İşte, asıl baş üzerinden ruhun yükselmesini simgeleyen damga budur. “BU” sesinin asıl telaffuz şekli BUĞ ve “BO” sesinin asıl telaffuz şekli BOĞ olmalıdır. Çünkü, Buğra veya Boğra erkek büyükbaş hayvanlara denirdi ve aynı zamanda erkek adı olarak da kullanılırdı.
Resmin ortasında görülen çizim bir Asya kurganındaki durumu gösteriyor. National Geografic (Ekim 1994) dergisinde yayınlanmış olan bir makalede Kazakistanın Çin ve Rusya hududunda (Ukok tepede) açılmış olan bir kurgandan söz edilmektedir. Kurganı kazmaya başladıklarında önce 6 adet at cesedi buldular. Altında ise bir tahta oda içinde kürklere sarılı ve buzlar içinde gayet iyi durumda korunmuş giyimli ve süslü bir kadın ile karşılaştılar.
Kadının başı üzerinde eklenmiş saç ve tahtadan oluşmuş bir ilave vardı. Bu ilaveden dolayı tabut 240 santim boyunda yapılmış olduğunu ölçtüler. Resmin sağında aynı baş-üstü eklemeyi kadim Mısır kültüründe tanrıça Maat’da görüyoruz (Bkz. Hieroglif yazı başlıklı yazım). Coğrafi uzaklıklara rağmen aynı simgelerin ortaya çıkışı, iki kültürün aynı kök kültürden gelişmiş olduğuna işarettir.
Resimde (d) şekli Finike abecesinin Beth harfidir. (e) ile gösterilen ise Yunan abecesindeki Beta harfinin ilk şeklidir. (e) ile (c) şekilleri birbirlerine çok benziyorlar. İki şekil karşılaştırıldığında Beta harfinin Orhon (Ön-Türk) kökenli olma olasılığı Finike kökenli olma olasılığından daha fazla imiş gibi geliyor. Nihayet, Latin küçük B harfini şekil (f) de görmekteyiz.
Bu resimlerden çıkan ortak sonuç, manevi uçuşlar yapan kutsal kişilerin eski dönemlerde kadın olduklarıdır. Bu yeteneklerinden dolayı eski toplumlar anaerkil idiler. Asyadan Anadoluya, kuzey Afrikadan Avrupaya kadar her ülkede küçük kadın heykellerinin bulunması bu nedendendir. Önceleri kadınlara ait olan ve tek boynuz ile simgelenen “BUĞ’laşmak” özelliği, daha sonraları erkeklerin eline geçince “BOĞA’laşmak” şekline dönüşmüştür. Günümüzde kullanılan “boğazlaşmak” sözü hernekadar “birbirinin boğazına sarılmak” şeklinde anlıyorsak da aslının “boğalaşmak” olduğu görüşündeyim. Ancak, erkekler de tek boynuz simgesi olan uzun külah şeklindeki başlıkları takmışlardır. Bir önceki yazımda resmini gösterdiğim Altın Elbiseli SAKHA beyinin başlığı bu türden tek bir boynuz şeklindedir. Keza, Akhenaton dönemi başlıklı yazımda görülen firavun Akhenaton'un başlığı da aynı türden tek boynuza benzer.



14/12/2006