Bilkuvve ve bilfiil

Düşünceyi düşünmek başlıklı yazımda özneyi tanımlarken “Özne, cümle içinde iş yapan, yani fail. Fizikte ise iş yapma gücüne sahip olana “enerji” diyoruz. Şu halde “İş yapan enerji ise, özne = enerjidir”. Bir diğer ifadesi de bizim özümüz enerjidir. Biz (özne) ne maddeyiz ne de nesneyiz. Biz doğrudan doğruya enerjiyiz. Çünkü bizler iş yapma kapasitesine (yetisine) sahibiz.”, dedim.

 

Öte yandan Sonsuzluk türleri başlıklı yazımda “benlik özne değil, nesneye dönüşmektedir”, dedim. Bu iki tanımın birbirleri ile çelişmediklerini şimdi açıklayacağım. Enerjinin birçok türleri olmasına rağmen yoğun madde (parçacık) halinde iken iki farklı enerji türünden söz edebiliriz. Bunlar potansiyel enerji ve kinetik enerjidir. Potansiyel enerji maddenin durumu ile ilgilidir. Yani iş yapma yetisi vardır ama bu yeti henüz ortaya çıkmış değildir. Bu durumu daha 10. yüzyılda Farabi (870-950) “bilkuvve” olarak tanımlamıştır. Bilkuvve sözündeki anlam “kuvvete dönüşebilen” şeklinde anlaşılmalıdır. İş yapan kuvvet olduğuna göre henüz kuvvet olmamış enerji türü olan potansiyel enerji ile özümüz eşdeğerdir.

 

Farabi’ye göre varlık önce düşünce boyutunda bilkuvve olarak hareketsiz (potansiyel) enerji şeklinde vardır, sonra bilfiil olarak hareketli (kinetik) enerji şeklinde belirgin hale geçer. “Kuvveden fiile geçmek” sözü günümüz Türkçe’sinde “düşünceden eyleme geçmek” anlamını taşır. İkinci adım bu bilkuvve durumda olan potansiyel enerjiyi aktif hale geçirip kinetik enerji haline dönüştürmektir. İşte, bu noktada sorulması gereken bilkuvve durumundaki enerji bilfiil hale kim tarafından geçiriliyor?

 

Genelde düşünce boyutunda olan “varlık” bizim benliğimiz tarafından harekete geçirilerek etken hale getirilir. Çünkü “benlik” nesneye dönüştüğünde diğer nesneleri etkiler ve kendi çıkarı doğrultusunda şekillendirir veya yönlendirir. Benlik etken olduğu sürece özne edilgen kalır. Emir veren benlik de kontrolü ele geçirip hayatımızı yönlendirir.

 

Tasavvuf düşüncesi bu tür emreden benlik boyutuna “Nefs-i Emmare” demiştir. Emmare, “emir eden” anlamını taşır. Batı psikolojisinde bu benlik boyutuna “ego” denmiştir. İnsan egosunu güçlendirerek kendini güvende hisseder. Ancak bu güven veren yapı yapay bir barınaktır. En ufak fırtınada yıkılmaya hazırdır. Bu bakımdan hayat fırtınası içinde, biz insanlar egomuz yıkılmasın diye, onu sürekli kuvvetlendirir, sağından solundan destekleriz.

 

Fakat amaç onu sürekli desteklemek değil yıkıp yepyeni, farklı malzemeden yeni bir yapı oluşturmaktır. Türlerin oluşumu başlıklı yazımda dedim ki: “İşte Karmaşa kuramındaki k parametresi kuantik bir sıçrama ile aniden Dk kadar değişikliğe uğrarsa bir çatallaşma (bifurcation) olur ve yeni bir tür belirir”. Bu ifadeyi benliğe uygularsak, Karmaşa kuramının öngördüğü şekilde benlik ani bir kuantik sıçrama ile değişikliğe uğrayabilir. Bu değişiklik de yönetimin karar veren egodan alınıp özneye devredilmesi şeklindedir.

 

Eğer bilkuvve durumunda olan özne bilfiil hale geçerse yaşamın kalitesi de amaçları da değişir. Artık önemli olan insanın kendi egosunun yerel faydası ve çıkarı olmak yerine, çevrenin ve bütünün faydası ve çıkarı olmaya başlar. “Bütün” kavramı holografik olarak tüm evren şekline dönüştüğünde özne-evren özdeşliği gerçekleşmiş olur. Bu ifadede “evren” sözünü maddesel, nesnel evren olarak anlamamak gerekir. Artık evren deyince metafizik (fizik üstü) bir gerçeklik kast edilmektedir.

 

Ancak, bu metafizik evrenin bütünlüğüne ulaşmak hiç de kolay değildir. Adım adım ve her durumda rıza ve tevekkülle, bulunduğu boyutun hakkını vererek, ilerleme sağlanır. Artık karar veren benlik ego olmadığına göre ne insanın kendisi ne de çevresi bir nesne olarak görülmez. İnsanın gerek kendisinin ve gerek çevresinin bir enerji yumağı olduğu bilinci içinde etkileşmeler yerelden genele doğru kaydırılır.

 

Bu boyuta yükselmiş insan için her nesne parçacık özelliğini kaybetmiş, dalga özelliğini kazanmıştır.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !